Ak Parti Isparta milletvekili Said Yüce, Mecliste yaptığı konuşmada, eğitim dilinin inançsız ifadelerden arındırılmasını istedi.

“Eğitimde kullandığımız bilim dilimiz, Batının hastalıklı ve şirke batmış dilini taklit etmemeli” diyen Yüce, tabiat bilimlerinde kullanılması gereken dili, Risale-i Nur’dan verdiği örneklerle açıkladı.

Yüce, bugün (7 Şubat 2017) yaptığı konuşmasında aynen şunları söyledi:

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Ülkemizde yapılan tüm yatırımlara ve güzel gelişmelere yaraşır bir şekilde, eğitimin de istenilen seviyeye ulaşması için gayret ediyoruz.

Müfredat programları ait olduğu dersin tüm konularınıöğrencilere kazandıracak hedef davranışları içeren metinlerdir.

Eğitim sistemimizin ideolojik değil, bilimsel temeller üzerinde yükselmesini istiyoruz. Müfredat bir milletin geleceğini şekillendirir. İfsad komitelerinin, global güçlerin arzuları yönünde değil, bilimsel gerçekler, milli değerlere sahip iyi insan yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Bugün aklıselim sahibi herkesi rahatsız eden şey, fen bilimlerini dine muhalif göstererek, inançsızlık zeminine oturtulmaya çalışılmasıdır. Fen bilimleri tüm ideolojilerden arındırılmalıdır.

Yardımlaşma, hayat, rızık, denge, temizlik, israfsızlık, hikmet, gaye gibi gerçekler, öğrenilmesi gereken asıl tabiat gerçekleridir. Bu yüzden, müfredatlarda; Yaratıcının,kâinat üzerindeki tasarrufunu, ilmini, iradesini, kudretini, hikmetini ve rahmetini görmezden gelerek kâinatı tesadüfe ve şuursuz tabiata veren bir anlayışa asla prim vermemelidir.

Eğitimde kullandığımız bilim dilimiz, Batının hastalıklı ve şirke batmış dilini taklit etmemeli, hakikatin dili olmalıdır. Oyas bugün tabiat bilimlerinde kullanılmakta olan dil, Batı’nın geliştirdiği ve bize “bilim dili” olarak sunduğu bir dildir. Bir tahlile tâbi tutulduğunda, objektiflikten uzak bir tür “inanç dili ve ideoloji dili” olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Bir tabiat olayını açıklarken kullanılan fiiller dikkatli bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki, bu metinlerde sıklıkla karşılaşılan “oluşmuştur, gelişmiştir,” şeklindeki ifadeler, içinde yaşadığımız kâinatta olup bitenlerin failsiz, amaçsız, hikmetsiz, tesadüfen,  kendi kendine yahut “evrim, doğa” gibi birtakım kavramlar tarafından gerçekleştirildiği fikrini peşin bir inanç şeklinde zihinlere yerleştirmektedir.

Bu bakış açısıyla yetişen nesillerin kâinat algısı, “failsiz ve amaçsız bir şekilde meydana gelmiş, anlamsız bir âlem” şeklinde teşekkül etmektedir. Tabii ki, bu başıboş âlemde insanın da özel bir yeri ve anlamı yoktur; o da amaçsız, anlamsız ve başıboş bir şekilde bu âlemde bir süre yaşayıp sonra da yok olacak bir varlıktan ibarettir.

Bu dil, insanlara çaresizlikten ve ümitsizlikten ve başka bir şey katmamaktadır.

Kur’ân ise, bakışımızı kâinata yönelten yüzlerce âyetinde, bütün bu varlıkların ve olayların bir Yaratıcı tarafından hikmetli bir şekilde ve insanın yararları gözetilerek düzenlendiğini anlatmaktadır.

İnsanları bu ikilemden kurtararak, ders kitaplarında Kur’ân’ın diline ters düşmeyen bir dile ihtiyaç vardır. Bu dili kullanırken de;

Varlıklarda ve tabiat olaylarında failsizlik ve amaçsızlık çağrışımı yapan yahut Allah’tan başkasına yaratıcılık özellikleri yakıştırmak anlamına gelen ifadelerden kesinlikle kaçınılmalı,

“Her şeyin sonsuz bir hikmet ve irade ile düzenlendiği,” gerçeği anlatılarak, “gelişmiştir” “oluşmuştur” şeklindeki ifadelerin “düzenlenmiştir” “yapılmıştır” şeklinde yani her varlığın ve olayın arkasında bir fail ve Sani olduğunu ihsas edilmelidir.

Ayet-i Kerime’de “Yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratan da Odur. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik görmezsin. Haydi, çevir gözünü: Bir kusur görüyor musun?

Sonra tekrar, tekrar gözünü çevirsen de bitkin düşmüş, hor ve hakir halde o göz sana döner” buyrulmaktadır. (Mülk Sûresi, 67:3-4).

İnsanlık tarih boyunca içinde yaşadığı dünyayı, evreni araştırmıştır. En büyük teleskoplarla makro alem incelenirken, elektron mikroskoplarıyla mikro alemin derinliklerine inilmiş, bütün bu araştırma ve buluşlar isekâinattaki nizamın mükemmeliyetine yönelik hayretin artmasına sebep olunmuş, asla bir noksanlık ortaya çıkarmamıştır.

Bediüzzaman bu hakikati şöyle izah etmiştir: “Beyhude yoruldum, kusur yok” demesiyle gösteriyor ki: Nizam ve intizam, gayet mükemmeldir. Demek intizam-ı kâinat, vahdaniyetin kat’î şahididir.

Meselâ Tıb Fenninden sorulsa: “Bu kâinat nedir?” Elbette diyecek ki: “Gayet muntazam ve mükemmel bir eczahane-i kübradır. İçinde herbir ilâç güzelce ihzar ve istif edilmiştir.”

Fenn-i Kimya’dan sorulsa: “Bu Küre-i Arz nedir?” Diyecek: “Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir.

“Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?”

Bu misallerde olduğu gibi, hangi bilim dalına objektif bir şekilde kulak verecek olsak, bütün varlık âlemini bütün ayrıntılarıyla kuşatan muhteşem bir düzenin varlığına şahitlik ettiğini işitiriz. Zaten böyle olmasa, pozitif bilimler olmazdı. Bilim, var olan bir düzeni keşfetmekten başka nedir ki?

Onun için, gelin, evlâtlarımızı, bu muhteşem düzenin varlığını ve sahibini yok sayan anlayışların telkinlerine maruz bırakmayalım.

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın