Ana sayfa İlahiyat Risale-i Nur ABDULLAH AĞABEY’İN BAHARI

ABDULLAH AĞABEY’İN BAHARI

3
1

Risale-i Nur’un bugün herkesçe görülen inkişaf ve fütuhatını, daha işin başlangıcındayken görmek ve bu hakikate sarsılmaz bir iman ile bağlanarak her şeyini bu iman hizmeti uğrunda gözden çıkarabilmek, Üstad’ın etrafında kenetlenmiş olan bahtiyarların bâriz özelliği idi.

Cenab-ı Hakkın bu özellikle mümtaz kıldığı insanlardan biri de Abdullah Yeğin ağabey idi. O, Risale-i Nur’u tanıdığı ilk andan son nefesine kadar geçen bereketli ömrü içindeki her nefesinde Nur’u solumuş, her ânını Nur ile yaşamış, Nur’a boyanan ruhunu ve hayatına hiçbir mâlâyâniyat kondurmamış bir Nur kahramanı idi.

Bir üniversite talebesi iken Üstad’ına yazdığı bir mektubunda  Nur’un fütuhatını baharın gelişine benzetiyor ve “Medresetüzzehra’nın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlahî ve muazzam neşir gibi sessiz, gürültüsüz, şaşaasız, gösterişsiz ve mütevazi ve fakat muazzam bir şekilde cereyan etmektedir” diyordu.

Abdullah Yeğin ağabeyin Tarihçe-i Hayat’ta yer alan mektubu:

 

Çok mübarek Üstadımız Hazretleri!

 

Evvelâ: Geçenlerde alınan Nur eczalarının hepsi dağıldı; Nur’un müştakları sürur içinde kaldılar. Nur’dan kısmeti olanlar, birer birer çıkıp ona koşuyorlar. Nur arayan sineler, مَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ hakikatınca buluyorlar. Bu sefer Ziya kardeşimizin getirdiği otuzdört adet Sözler kapışıldı. Asâ-yı Musa’lar Ankara’ya ve Anadolu’nun muhtelif yerlerine dağılıyor.

 

Risale-i Nur’un perde arkasındaki parlaklığını görmeyenler dahi ona tarafdardırlar. Risale-i Nur’un Medresetüzzehra’sı Anadolu çapında ve Âlem-i İslâm ölçüsünde genişleyeceğini; Risale-i Nur’daki hakikatin yüksekliğinden ve dikkat ve tefekkürle okuyan mü’minlerin ve ehl-i ilmin arasında vücuda gelen sarsılmaz uhuvvet ve kardeşlikten anlıyoruz. Medresetüzzehra’nın bu muazzam faaliyeti, zemin yüzünde bahar mevsiminde olan İlahî ve muazzam neşir gibi sessiz, gürültüsüz, şaşaasız, gösterişsiz ve mütevazi ve fakat muazzam bir şekilde cereyan etmektedir. Fıtraten acûl olan insanoğlu âlemde hâkim olan kanun-u İlahî’yi düşünmeyerek, her mes’elenin istediği vakitte hallolunmasını istiyor; küçük dairelerdeki vazifelerini atlayıp, büyük dairelere sapıyor.

 

Tohumları atılmış ve sünbül vaktine gelmiş olan Risale-i Nur’un yetiştirdiği hakikî imanlı zâtlar, inşâallah yakın zamanda Âlem-i İslâm’a birer nümune-i imtisal olup nur-u hidayeti göstereceklerdir.

 

Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri namına

 

Abdullah

1 YORUM

  1. Abdullah Yeğin Ağabeyi hakiki ve nurlu aleme uğurluyoruz. Üstada ve diğer saff-ı evvellere, iman hizmetini bihakkın yaparak ebedi saadetin şahadetnamesini alan biri olarak kavuşacak. O özlem dolu kavuşma anını biz göremeyeceğiz, ama sürur ve neşesini manen hissedeceğiz. O hayatının baharında iman katarına Allah’ı tanımakla katıldı. Sonra ne öğrendiği ise öğretti. Üstadının talebi üzerine hıllet meşrebine muvafık olarak Urfa’ya gidip, medresetüzzehranın haliliye şubesinde senelerce hizmet verdi.

    Hiç yüksünmeden, usanmadan, bıkmadan nurları öğretti ve yaydı. Üstad mesleğinin haliliye olduğunu belirtirken o makamın ilk mebdei Hz. İbrahim’in beldesine hıllet micaz ve meşrebine muvafık bir talebesini göndermesinin hikmeti yıllar sonra anlaşılacaktı. Üstad bu alemden ebedi aleme giderken de yanı başında olan Abdullah Ağabey iman hizmetine üstadından sonra ondan aldığı feyizle daha da artan bir şevkle devam etti.

    Nura, ihlasa, imana, maddi-manevi hizmet ederek ve destek olarak kudsi vazifesini hiç aksatmadan, ahir zamanın bütün safha ve fasıllarını yaşayarak vazifesini sürdürdü.. Zulüm ve karanlıktan bugünlere gelinmesinde Nur katarının müşfik bir vagonu oldu. Hizmeti aksatıp dinsizlere hiç yardımcı olmadı. Bilakis artan şevkle küfr ü mutlaka sed çekenlerin mimarlarından oldu. O sed büyüdükçe iman ve hayat fasılları nurun ala nur sırrınca geçildi. Artık fecr-i sadıka gelindi. Vazifesini tamamladı ve mezuniyet zamanı geldi.

    Böyle zatlara veda etmek hüzün veriyor, ama onların nam-ı hesabına bir yandan sevinmemek haksızlık olur. O bir ömür hizmetiyle ebedi alemin yani hakiki hayatın saadetine uçup gidiyor. Dünya gözüyle evvel gidenlere vuslatını göremeyebiliriz. Manen yaşayacağız. Ayrı alemlerde olsak da duaları ve manevi muavenetleriyle bizden ayrılmıyor. Şimdi o Hafız Ali Ağabey gibilerle yıldızlarda seyr ü sefer halinde iman dersinin uhrevi faslını ve sanat-ı İlahi’nin dünyada bir nevi nazari olan güzelliklerini bihakkın görüp yaşayacak. O İlahi ihtişamı tarassut edip, sübhanallah, elhamdülillah ve Allah ü ekber diyerek yakinlerin üçüne birden sahip olacak. İnşaallah.

    Abdullah Ağabey güle güle, bizden önce geldin bizden önce gidiyorsun. Ama bu daimi bir ayrılık değil. Şimdilik dualarımızla, Fatihalarla, Yasinlerle, hatimlerle, Cevşen dualarıyla seni hayırla yad edeceğiz. Alemlere rahmet Resulullah’a, üstada, Nur kardeşlerimize, evliya ve asfiyaya ve ehl-i imana bizden çok selam götür.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı yazın